Giriş

Internet of Things, ya da kötü bir Türkçe ile çevirirsek Eşyaların İnterneti denildiğinde aklımıza gelen şey Arduino ve Raspberry Pi gibi araçlar oluyor, en azından benim öyle. Ancak bu kavram ile ifade edilmeye çalışılan kapsam çok daha geniş:

Analiz edilmek hedefi güdülerek, gerçek dünya üzerindeki verinin sayısallaştırılmasını sağlayan araç ve alıcıların bulut üzerine bağlanması

Peki bu ne demek? Tam olarak nasıl bir şey? Nasıl gelişti ve nereye doğru gidiyor? Bu yazıda bu sorulara yanıt arayacağız.

Geçmiş - Internet

Her ne kadar günümüzde kedi resmi paylaşmak ve feysbuk bakmak için kullanıyor olsak da internet dediğimiz şey, Tim Berners-Lee tarafından CERN laboratuarlarında 1989 yılında icad edilen bir teknoloji. Hedef olarak yapılmak istenen şey ise şöyle özetlenebilir:

İnsanların birbirleri ile iletişmesi, beraber çalışmaları ve bilgi alışverişinde bulunmalarına imkan vermek

Bu dönemin karakteristiklerine baktığımızda, ki bu neredeyse küresel bir durumdur - sadece Amerika Birleşik Devletleri’ne özgü olduğunu söyleyemeyiz, şöyle bir tabloyla karşılaşırız:

  • İnternete bağlanma ücretleri görece olarak yüksektir
  • İnternet hızı yavaştır
  • Bantgenişliği düşüktür
  • Bağlantı kablolarla yapılır
  • İçerik açısından tüketim baskın çıkar ancak internet üzerine yeni bilgi koyulması zordur ve teknik bilgi gerektiren bir şeydir.
  • Çok da fazla veri üretmez

Bu tabloyu dersin hocası böyle yazmış olsa da, benim gibi bu dönemleri görmüş birisi olarak bunu bir tablo ile geçmek çok mümkün değil.

Aranızdan kaç kişi ixir, e-kolay veya superonline’ı hatırlıyor? Kabul superonline, o dönemlerden bu zamana hayatta kalan nadir internet servis sağlayıcılarından olduğu için onu biliyorsunuzdur ancak diğerlerini hatırlayanlar bu dönemlerde internetin ne kadar pahalı olduğunu yaşayarak öğrenmiş insanlar.

Bir kere, ki bu sanıyorum ABD’de de böyleydi - bize has bir şey olamaz, telefon parası öderdiniz; bunun üzerine bu saydığım internet sağlayıcılarından içerisinde bir adet bağlantı cdsi ve kullanıcı adı ve şifre bulunduran aylık paketlerden alırdınız ve bu paketle beraber internete girerdiniz. Bu paket yoksa Türk Telekom’un 145-146 nolu hatlarından girerek fahiş ücretle internete dalabilirdiniz.

Dalardınız da eldeki modemlerin en hızlısının 56k olduğunu gözönünde bulundurarak bunu yapardınız. Yani saniyede 7-8 kb ile veri alıp verebiliyordunuz. Google falan yok, arkadaştan, eşten dosttan, dergilerden falan site adresleri bulunur, yazılır o resimlerin yavaş yavaş netleşmesi beklenirdi. Yahoo, Altavista ve Lycos gibi arama motorlarının aslan olduğu dönemlerdi bunlar ve bu adamlar da çok ilkel biçimde indeksliyorlardı sayfaları; bir Google gibi “Bunu mu demek istediniz” falan yoktu yani.

İnternet telefon hatları üzerinden yapılan bir bağlantıydı ve bu bağlantı sırasında ev telefonunuz meşgüle düşerdi. Bu sayede ev halkı, daha sonra akrabaların “yahu sizi aradık saatlerce kiminle konuştunuz” sitemleri size fırça olarak dönerdi. Hakeza evden birisi telefonun ahizesini kaldırırsa internetiniz kopardı bir de. IRC’de MSN Messenger’da nice aşklar, nice kavgalar bu şekilde sonlanmıştır tartışılır.

İçerik üretmek denildiğinde ise akla gelen, en azından bizim bildiğimiz, iki seçenek vardı: Biri Yahoo’nun Geocities’i; diğeri de (sanıyorum) Lycos’un Tripod’u. Bunlardan Geocities en popüleriydi zira HTML bilmeden, kendi üzerinde gelen bir sayfa tasarımcısı ile görsel olarak sitenizi tasarlamanızı sağlıyordu.

Ve bu problemsiz bir süreç değildi. Mesela tasarımda güzel görünen şey, yayına girdiğinde Yahoo’nun reklamları ile eciş bücüş bir şeye dönüşüyor; bir de o dönem oldukça popüler olan yanarlı dönerli gifleri yerleştirdiğimiz için iyice epileptik krizine sokabilecek cinsten sayfalar ortaya çıkıyordu.

Nitekim bu dönem önce kablonet, sonra ADSL’nin çıkması ile azalarak bitti.

Günümüz - Eşyaların İnterneti

Günümüze geldiğimizde internet kullanıcılarının sadece şahıslar değil, araç ve alıcılar olduğunu da görüyoruz. Eşyaların İnterneti fiziksel dünyayı izleyen bütün araç ve alıcıların birbirlerine internet vasıtasıyla bağlanması olarak ifade edilebiliyor.

Peki neden böyle bir şey mümkün hale geldi ve bunun bize faydası nedir?

Böyle bir bağlantının mümkün olmasının temelinde üç sebep yatıyor:

Birincisi, bir aracın internete bağlanma ücreti neredeyse hiç miktarına düşmüştür. Son satın aldığınız elektronik aletlerden hangilerinin internet bağlantısının olmadığını söylemek, sanıyorum hangilerinin olduğunu söylemekten daha kolay olsa gerek. Televizyonlardan, otomobillere; saatlerden buzdolaplarına kadar değişik skalada araçların internete girebildiklerini görüyoruz.

İkinci faktör ise, bu kadar bağlantıyı kaldırabilecek bir bağlantı hızımız ve bant genişliğimizin artık olması gerçeğidir. Eskiden saniyede 5-6 kilobyte ile indirdiğimizde seviniyorken şu anda alelade bir internet bağlantısıyla saniyede 1-2 megabyteları görmek mümkün.

Üçüncü faktör ise kablosuz ağların hem ucuz hem de kolay üretilebilir olması denilebilir. Bu kadar aletin CAT5 denilen ethernet kablosu ile bağlı olduklarını düşünün bir? Hadi evdekileri bağladınız, ya otomobiller? Bir de bu kadar kablo dağınıklığı ile uzaktan bir teknoloji tapınağı gibi görünen bir eve itiraz etmeyecek bir hanım tanımıyorum ben.

İyi güzel de, tüm bu bağlantılanma bize ne gibi bir fayda sunmakta? Bu aletleri ve alıcıların internete bağlanarak topladıkları verileri yaymaları, bu verileri inceleyerek artı değer oluşturabildiğimiz için bir fayda sağlarlar. Bir önceki yazıda da bahsettiğim üzere, kolunuzdaki fitness saatinden sizin ne kadar sağlıklı olduğunuzu öğrenmek isteyen sigorta firması, riskten kaçınmak için bunu yapar. Ya da evinizin akıllı araçlarla donanması, siz yokken uzaktan yöneterek elektrik faturanızı azaltır ve/veya aylık kullanım miktarınızı görerek uzun vadeli ödeme tahminleri yapabilmenizi sağlar. Ya da en sık olarak kullandığımız şey olan GPS ile artık bir yerden bir yere kaybolmadan gidebilir ve fazla vakit, efor ve benzin harcamamış oluruz.

Eşyaların İnterneti’nin Veri Kaynakları

Biraz daha irdelemek istersek bu veri kaynaklarını şöyle listeleyebiliriz:

  • Araçlar
  • Alıcılar
  • Aktiviteler
  • Ses
  • Görüntü
  • Metin

IoT ile araçlar ve alıcılar birbirleri ile konuşurlar bundan zaten bahsetmiştik, ancak opencv gibi kütüphaneler yardımı ile resim tanıması, ses algılaması, metin okuması - el yazısı veya kitap yazısı farketmeden - ile gerçek dünya artık analize konu edilebilir bir veri deposu haline gelir - ki el alemin IoT, IoT diye yeri göğü inletmesi de bu yüzden zaten.

Reel bir örnek istiyorsak IFTTT (If this then that) adlı hizmeti inceleyebiliriz. Burada bağlantılandırdığınız aletler ile sözgelimi sizin lokasyonunuzu takip ederek sözgelimi “Eve geldiğimde Philips Hue ile beni karşıla” gibi şeyler yaptırabiliyorsunuz. Bununla da sınırlı değil yapabilecekleriniz üstelik.

Gelecek - Herşeyin İnterneti

Peki bu nereye kadar gidecek? Bu gelişimin bir sonraki adımı olarak görülen şey herşeyin internete bağlı hale getirilmesi oluyor. Bunun arkasında da iki neden bulunuyor:

  • Zamanın bize gösterdiği kadarıyla insanları, araçları ve alıcıları internete bağlama ücreti giderek azalacak
  • İnternet hızı ve bant genişliği artacak

Dolayısıyla bir aracın gönderdiği veriden elde edilen artı değer, giderek düşeceği öngörülen bu giderlerden fazlaysa bu aracı internete bağlamak konusunda bir argüman oluşturur hale gelecek. Hatta gelecekte internet bağlantısının, elektrik kadar yaygın hale geleceğini öngörmek çok akla aykırı bir durum değil.

İyi de bunun sonucu ne olacak? Bunun sonucu olarak insanların, binaların, sokakların, şehirlerin analiz edilebilecek veri kaynakları haline dönüşmesi olarak görülüyor. Bir nevi, gezegenimizin sinir sistemini oluşturacak bir yapı meydana getiriliyor.

Sonuç

Bu yazımızda Internet of Things kavramına değinmiş, ve bu kavram ile beraber İnternet’in ne olduğuna, gelişimine ve IoT’un oluşumuna nasıl etkilediğini incelemiş olduk. Bir sonraki yazımızda da bu araçlar vasıtasıyla elde edilen Big Data kavramına değiniyor olacağız.

İyi günler!